orda mısın? hayır değilsin. ben yalnızım bu odada. neden biliyor musun? ben sen hepimiz yorulduk. artık birbirimizin yüzüne bakınca güzel sevgi dolu günleri değil de ' ulan yarın ne yapıcam' sorusunu getiriyor aklımıza bu gerizekalı hissiyat düşmanı beyinlerimiz. ( beyin gerizekalı olur mu hiç yaaewww? ) olmaz neden olsun. ama ben sen hepimiz böylesine yorulduysak eğer. ben sen o hepimiz böylesine bitkin ve hüzünlü bakıyorsak artık boş aynalara evet evet dostum beyin artık sadece yöneten ama öyle sağlam şeyleri değil tamamen merkezi şeyleri yöneten gerizekalı bir aygıt olur. sen bunu okumayan. sana diyorum. boşver okuma. gerek yok beni anlamana. hem anlasan ne olur ki? artık hepimiz biliyoruz ki yolun sonunu bile göremeyecek kadar yorgunuz. hepimiz farkındayız düşüşün hepimiz biliyoruz ki biz başaramadık.
( hadi herşeyi unutp devam edelim yaşantımıza seviglimize sarılalım oturup yıkılana kadar içelim ya da ne bileyim kendimizi atalım bi yerlerden aşağı. ama ne olur dostum ne olur bırakalım bu saçmalıkları.) yorulduk... hepimiz... sen ben hepimiz yorulduk eski dostum.)
g.k.
12 Mart 2010 Cuma
25 Ocak 2010 Pazartesi
şişşşt
şişşşşt sen!!! bu hayattan zevk almıyo musun?
o zaman bırak işi gücü zaten bi boka da yaradığın yok anca yazıyorsun.
şişşşşt lan!! bakma öyle oğlum kameralar geliyo. hadi kaçalım burdan.
yok abi dur bak ünlü olcaz şimdi.
şişşşt oğlum!!! uğraşma vazoyla kırıcan.
zaten senin hayal gücün büyürken ki zeka gelişimin benim hiçbir tarafımda değil benm tek derdim vazo vazo vazo.
şişşşt aşkım!!! hadi gezdir beni.
halbuki gözlerinin içinde kaybolmak vardı şimdi.
şişşşt baba!!! bana para ver haftanın 6 günü köpek gibi verdiğin emeklerin bi tarafına koymam lazım.
hem sen baba değil misin anneler babalar bakmak zorundalar bize değil mi?
şişşşt polis!!! sen benim verdiğim vergilerle bana dayak atıyosun.
halbuki bu memlekette parayı veren düdüğü çalmıyo muydu?
şişşşt sen!!! ne aramaktasın? seni yoran ne bu karanlıkta? sen kimsin? yoksa tamamen kafamda tasarladığım bi hayal misin? yok yok sen tamamen gerçeksin. git burdan. çık kafamdan!!! sen bana zarar veriyosun!!! düşünmemem lazım benim kafa yormamam lazım yoksa o polisler ailem arkadaşlarım herkes benden nefret ederler. git başımdan seni istemiyorum DÜŞÜNMEK İSTEMİYORUM!!!
bu yazı kendini boşlukta hisseden arkadaşlarıma yazılmıştır...
o zaman bırak işi gücü zaten bi boka da yaradığın yok anca yazıyorsun.
şişşşşt lan!! bakma öyle oğlum kameralar geliyo. hadi kaçalım burdan.
yok abi dur bak ünlü olcaz şimdi.
şişşşt oğlum!!! uğraşma vazoyla kırıcan.
zaten senin hayal gücün büyürken ki zeka gelişimin benim hiçbir tarafımda değil benm tek derdim vazo vazo vazo.
şişşşt aşkım!!! hadi gezdir beni.
halbuki gözlerinin içinde kaybolmak vardı şimdi.
şişşşt baba!!! bana para ver haftanın 6 günü köpek gibi verdiğin emeklerin bi tarafına koymam lazım.
hem sen baba değil misin anneler babalar bakmak zorundalar bize değil mi?
şişşşt polis!!! sen benim verdiğim vergilerle bana dayak atıyosun.
halbuki bu memlekette parayı veren düdüğü çalmıyo muydu?
şişşşt sen!!! ne aramaktasın? seni yoran ne bu karanlıkta? sen kimsin? yoksa tamamen kafamda tasarladığım bi hayal misin? yok yok sen tamamen gerçeksin. git burdan. çık kafamdan!!! sen bana zarar veriyosun!!! düşünmemem lazım benim kafa yormamam lazım yoksa o polisler ailem arkadaşlarım herkes benden nefret ederler. git başımdan seni istemiyorum DÜŞÜNMEK İSTEMİYORUM!!!
bu yazı kendini boşlukta hisseden arkadaşlarıma yazılmıştır...
9 Ocak 2010 Cumartesi
saliseler
yalnızlığın tadını çıkartmak bazen çok keyifli. ama bu gece olay çok farklı bu gece kendimi yalnız hissetmek beni yormakta. güzel bi gece aslında bu ama sanırım sıkılmak için sebep aramaktayım. bu gece uzun zamanki konseptten uzaklaşıp biraz daha derinlere inmeyi umuyorum. bu yazı çok güzel olacak söz veriyorum.
arkada çalan müzik gözlerimi saliseliğine kapattığımda beni başka diyarlara götürüp orda bırakıyo. hayatı salise salise yaşamak için nelerimi vermezdim.hem bu kadar hızlı bi yaşantıda kimbilir ne kadar çok es geçtiğimiz mevzu vardır değil mi sevgili minikler? içinde bulunduğum ortamda abilik yaptığım arkadaşlarıma verdiğim öğütlerden birisi de bu (ki çok yoktur) hayatı yarış atı gibi koşan genç dostlarıma verebileceğim nadir akıllardan birisi de bu. hayat saniyeyle değil saliseyle anılmalı... kendimize bakmak, insanlarla takılmak, ders çalışmak bunlar uzun soluklu işler, gerek yok. gözyaşı dökmek, nefes almak, göz kırpmak, bunlar daha öenmli mevzular şu an. saliseler... benim küçük narin sevgili hayatlarım...
arkada çalan müzik gözlerimi saliseliğine kapattığımda beni başka diyarlara götürüp orda bırakıyo. hayatı salise salise yaşamak için nelerimi vermezdim.hem bu kadar hızlı bi yaşantıda kimbilir ne kadar çok es geçtiğimiz mevzu vardır değil mi sevgili minikler? içinde bulunduğum ortamda abilik yaptığım arkadaşlarıma verdiğim öğütlerden birisi de bu (ki çok yoktur) hayatı yarış atı gibi koşan genç dostlarıma verebileceğim nadir akıllardan birisi de bu. hayat saniyeyle değil saliseyle anılmalı... kendimize bakmak, insanlarla takılmak, ders çalışmak bunlar uzun soluklu işler, gerek yok. gözyaşı dökmek, nefes almak, göz kırpmak, bunlar daha öenmli mevzular şu an. saliseler... benim küçük narin sevgili hayatlarım...
7 Ocak 2010 Perşembe
beklenti
Beklentilerimizin kurbanı olduğumuz sürece yalnızız. Bir çift tanırdım geçmişte birbirlerini yer durulardı. Aslında tek niyetleri birbirlerini ( iyi tanıyor olsalar bile) birbirlerini iyi tanımaktı. Bütün yaşamlarını birbirlerine entegre etmiş yalnızca birbirlerini düşünür birbirlerini besler birbirleriyle sevişir birbirlerini dinlerlerdi. Beklentileri o kadar büyüktü ki çevrelerindeki insanlar bunun yapay bir duygu olduğunu bilmelerine rağmen tek kelime bile edemiyorlardı. Böyle bir vaziyette kendilerini dışarıya açmak konusunda çok tereddüt içindelerdi. Tek beklentileri -ki bu büyük bir beklentiydi- birbirlerinin olmaktı. Ardından ben –anlatıcı- hariç etraflarında kimsenin kalmadığını anladılar. İşte o an bayan kişisi anladı ki yanlış bir yol bu yol. Erkek kişisi daha duygusal ve daha ağır bir melankoliye sahipti. Bu yüzden o hala birbirlerinin birbirlerine yetebileceğini ve gerisinin yalan olduğunu söylerdi bana. Halbuki artık bayan kişisi artık böyle düşünmüyordu. Ve kaçınılmaz son artık ciddi manada kaçınılmazdı. Bayan kişisi olayın daha da vahimleşmesini engellemek istediğinden ilişkide erkek kişisini yalnız bırakma kararı aldı. Ve asıl olay buradan sonra başladı:
- Dünya beni bu kadar yorarken neden sen yoksun?
-Yanlış bir cümle oldu sevgilim. Senin ve benim dünyamız zaten birbirimizden oluşuyor. Bu durumda aldığım karar da düşünülürse benim olmamam gayet doğal değil mi?
-( Kararsız bir ifadeyle) Beni anlamıyorsun sensiz yaşayamam!!!
-(Kararlı bir ifadeyle) İşte benim de anlatmaya çalıştığım olay tam olarak bu… Biz sadece dünyayı birbirimiz olarak görüyoruz sevgilim. Bu yüzden bu ilişkinin sonu gelmeli…
-(Üzgün bir ifadeyle) Senden nefret etmemi sağlamaya çalışıyorsan boşa uğraşma beceremezsin.
-(Yavaş yavaş sinirlenerek) Bu ilişkinin sonu geldi…
Dedi ve gitti…
Aylar sonra erkek kişisi hayatını düzene sokmak konusunda inatçılık yaptığından artık bayan kişisine göre daha güçlüydü. Bayan kişisinin anlatmaya çalıştığı olguyu kavramış bunun doğrultusunda yola devam etme kararı almıştı. Ve başarmıştı da. Lakin bayan kişisi bu kadar başarılı değildi. Kendisini muazzam bir boşlukta hissediyor uygulamaya çalıştığı düşüncenin doğruluğu konusunda şüphesi olmasa da uygulama konusunda sorunlar yaşıyordu.
-Yavaş yavaş ölüyorum.
dedi bana. Ve de dediğini yaptı. Sessiz ve kimsesiz bir şekilde kendisini geçmişte hayatının en güzel dakikalarını yaşadığı odada asmıştı. Dayanıksız kalmıştı. Kendi beklentilerinin değişmesi beklentisinin peşinden ölüp gitmişti.
-Bunu anlamaya çalışmak beni yoruyor.
dedi bana erkek kişisi ve ne yazık ki başa dönmüştü. Evet bayan kişisinin düşündüğü mantığı kendisi uygulamada başarmıştı lakin bu seferde bunu ona aşılayan idolün bu hale gelip acınası bir şekilde onları terk etmesi onu yoruyordu. Anlam veremiyordu bu beklenti çarpıklığına.
-Beklentilerimizin kurbanı olduğumuz sürece yalnızız.
dedi bana bir gün ve bende bu yazıyı yazdım… G.K.
- Dünya beni bu kadar yorarken neden sen yoksun?
-Yanlış bir cümle oldu sevgilim. Senin ve benim dünyamız zaten birbirimizden oluşuyor. Bu durumda aldığım karar da düşünülürse benim olmamam gayet doğal değil mi?
-( Kararsız bir ifadeyle) Beni anlamıyorsun sensiz yaşayamam!!!
-(Kararlı bir ifadeyle) İşte benim de anlatmaya çalıştığım olay tam olarak bu… Biz sadece dünyayı birbirimiz olarak görüyoruz sevgilim. Bu yüzden bu ilişkinin sonu gelmeli…
-(Üzgün bir ifadeyle) Senden nefret etmemi sağlamaya çalışıyorsan boşa uğraşma beceremezsin.
-(Yavaş yavaş sinirlenerek) Bu ilişkinin sonu geldi…
Dedi ve gitti…
Aylar sonra erkek kişisi hayatını düzene sokmak konusunda inatçılık yaptığından artık bayan kişisine göre daha güçlüydü. Bayan kişisinin anlatmaya çalıştığı olguyu kavramış bunun doğrultusunda yola devam etme kararı almıştı. Ve başarmıştı da. Lakin bayan kişisi bu kadar başarılı değildi. Kendisini muazzam bir boşlukta hissediyor uygulamaya çalıştığı düşüncenin doğruluğu konusunda şüphesi olmasa da uygulama konusunda sorunlar yaşıyordu.
-Yavaş yavaş ölüyorum.
dedi bana. Ve de dediğini yaptı. Sessiz ve kimsesiz bir şekilde kendisini geçmişte hayatının en güzel dakikalarını yaşadığı odada asmıştı. Dayanıksız kalmıştı. Kendi beklentilerinin değişmesi beklentisinin peşinden ölüp gitmişti.
-Bunu anlamaya çalışmak beni yoruyor.
dedi bana erkek kişisi ve ne yazık ki başa dönmüştü. Evet bayan kişisinin düşündüğü mantığı kendisi uygulamada başarmıştı lakin bu seferde bunu ona aşılayan idolün bu hale gelip acınası bir şekilde onları terk etmesi onu yoruyordu. Anlam veremiyordu bu beklenti çarpıklığına.
-Beklentilerimizin kurbanı olduğumuz sürece yalnızız.
dedi bana bir gün ve bende bu yazıyı yazdım… G.K.
5 Ocak 2010 Salı
dostlarıma
Ey yüce dostlarım!!!
Hayatıma renk katan bütün yaratıklar. Siz benim vicdanımın ilacısınız. Siz benim en süslü kelimelerimsiniz. Siz benim umutlarımsınız. Siz benim gözyaşlarımsınız. Siz benim hapishanemsiniz. Siz benim ağlama duvarımsınız. Siz benim dublörümsünüz. Siz ey yüce insanlar!!!
İyi ki varsınız…
G.K.
Hayatıma renk katan bütün yaratıklar. Siz benim vicdanımın ilacısınız. Siz benim en süslü kelimelerimsiniz. Siz benim umutlarımsınız. Siz benim gözyaşlarımsınız. Siz benim hapishanemsiniz. Siz benim ağlama duvarımsınız. Siz benim dublörümsünüz. Siz ey yüce insanlar!!!
İyi ki varsınız…
G.K.
17 Kasım 2009 Salı
plan
tanrının her yaratılan için bir planı var mıdır acaba? bugünkü sorumuz bu sevgili minikler. bence vardır. örneğin: (ki çok sığ bir örnek olacak ama yazmam lazım.) jeoloji mühendisliğinde okurken gördüğüm mineraloji dersi ( ki bilenler bilir baya uğraşmıştım onunla) ni verdikten sonra malzeme mühendisliğine geliyorum ve bir bakıyorum hammaddeler diye bir ders var. içeriğine bakıyorum ulen bizim mineralojide gülüp geçtiğimiz bunlar en basitleri deidğimiz mineraller burda hammeddaler olarak geçiyor. ( örnekse: talk jips kuvars falan ) düşünüyorum ulan yoksa millet çatır çatır kalırken ben bu dersten rahat rahat geçecek miyim? ikinci dönem görücez. işin diğer kısmı sınıf arkadaşlarım ki çoğu küçücük gencecik insanlar sınavlarda panik olurken ben fazlasıyla rahatım. bütün bunlar jeoloji geçmişimle alakalı biliyorum. ama yine de düşünmeden edemiyorum acaba tanrının bizimle ilgili bi planı vardı da bunu yüzünden mi ben 3 yılımı jeolojide harcadım? umarım böyle bir durum yoktur. buraya geldğimden beri hep afyonla alakalı yazılar yazmaktayım bu yüzden değiştiriyorum yazıyı. bu günlerde manyak gibi metallica dan garage days albümünü ve bu albümde yapılan coverların orjinal versiyonlarını dinliyorum. metallica üyeleri resmen cover ladıkları şarkılara ruh katmışlar. arkadaş o öyle yazılmaz böyle yazılır demişler. önceki senelerde neden üstünde durmadığımı anlayamıyorum. son zamanlardaki vazgeçilmezlerimden biri de redd. tavsiye ederim '21' albümü muhteşem. kendinizden birşeyler bulmazsanız gelin yüzüme tükürün. (şakaydı) tükürmek bi yana baya güzel albüm olmuş. ayrıca son zamanlardaki bir diğer vazgeçilmezimde çay ve kahve oldu. deli gibi kahve tüketmekteyim ve uyku düzeni diye birşey kalmadı. ( ki zaten yoktu :) ) buralarda günler böyle geçiyor. iki gün sonra ankaraya gidicem bu duyguyu anlatamam. inanılmaz derecede heyecanlıyım tek düşüncem ben burdan gitmeden sınav soonuçlarının açıklanması bu sayede rahat bir 2 hafta geçiricem. hepinizi saygıyla selamla... ne diyorum lan meclis konuşması değil ki bu :) hepinize sevgiler. geldiğimde ankarada olanlarla mümkün mertebe görüşmek istiyorum umarım gerçekleştirmek istediğimiz planlar suya düşmez. fuck yeah!!!
12 Kasım 2009 Perşembe
ulen yine başladık
evet ya gene başladık yazmak isteği bir süredir yokolmuştu ama bu gece ne olduysa birden yazasım geldi. yine boş bir yazı olacak ama yazıcam. kendimi iyi hissediyorum ama midemdeki ağrı bir türlü geçmiyo. evi özlediğim için olabilir. teorik olarak burası da benim bi evim gibi lakin insan sadece bir eve ev der gerisi tamamen misafirliktir. benim misafirliğim biraz daha fazla yatılı misafirliğe benziyo :) az kaldı hissediyorum biraz sonra herşey düzelicek. ve işte bak düzeldi kafamdaki sorular boşluklar üzüntüler ve hatta mutluluklar bile yok oldu bi anda. herşey boş ve anlamsız. ( iç ses: ne bekliyodun salak birşeylerin anlamlı olduğunu falan mı zannediyodun?) ve evet benimle ilk konuşan iç sesim oldu. :) haklısın iç ses herşey boş ve anlamsız yansın bu dünya :) yok yok yanmasın bu dünya yanarsa ben nasıl saçma sapan şeyler yazıcam? sanırım aptal bi yazı oldu. ama olsun yazdım en azından. sevgiler.
saçma sapan bir dünyadır yaşadığımız
hepimiz koşturuyoruz uğralıyoruz yalnızız ne kadar birlikte olsak da. hepimizin hayalleri fantezileri uğraşları yapabilecekleri ve yapamayacakları var. lakin bütün bunlar ne amaç uğruna? ben size söyleyeyim dostlarım. hepimiz gözümüze çekilen perdeden arkasını görmeye çalışırız içten içe. işte bu istek engellenmek zorunda olduğu için bizim uğraşlarımız vs. var. biz gereksiz yere kendimizi kendi içimize hapsederken dünya döner ve hepimiz değersiz birer yaratık olduğumuzun farkına bile varmayız. bu yüzdendir ki aynaya geçin ve düşünün birşey yapmanıza gerek yok. ya da yapın ulen ne bileyim kendinizi en sevdiğiniz rock yıldızı zannedip hayali gitarınızla şarkılar çalın, ya da ne bileyim ulan ne kadar güzelim falan deyin. ama düşünün. neden hep birşeylerle uğraşmak zorunda bırakılıyoruz bir düşünün. sonra bana msj atın :) (bu msj atın kısmı şakaydı ki kimsenin atmayacağını biliyorum hatta bu yazıların bikaç kişi hariç kimse tarafından okunmadığını da biliyorum :) ) burası benim aynam ben karşısına geçip düşünüyorum öyle varsayabiliriz. slmlar sevgiler.
30 Eylül 2009 Çarşamba
ilk izlenimler (afyon)
yakınlarım bilirler yeni bi yola çıkıp hayatımı değiştirme kararı aldım ve afyona geldim. şehir ankaradan sonra tamamen ankaranın dışında bulunan ve ilerde bi ton site yapılıp geliştirilecek olan boş arazilere benziyo. okulun kampüsü bu şehir için fazlasıyla güzel ve insanın içinde şehrin gelişebileceği umudunu doğuruyo. ilgnçtir ankaradaki hayatımda çoğu zaman gitmek istediğim yerlere tek vasıtayla gidebilirken popo büyüklüğündeki afyonda gitmek istediğim bir yere iki vasıta değiştirerek gittim ve dikkatimi çekti. şehirde yaşayan insan sayısına oranla çok dolmuş var. :) bu yüzden sanırım tek seferde gezilebilecek yerlere ayrı ayrı seferler koymuşlar :) sabırla derslerden muaf olmayı beklemekteyim. buradaki yalnızlığımın sonuna geldiğimi hissediyorum yeni arkadaşlıklar yakın gibi. (tabi hiçbiri eskilerinin yerini tutmayacak ayrı konu) sonuç olarak hayat düzene girme konusunda pek de aceleci değildi başlarda. ancak şu an kendimi gayet sakin ve rahat hissediyorum. sevgiler.
3 Eylül 2009 Perşembe
...
sabahın köründe nerden estiyse yazmak geldi içimden. zaten hep böyle yazılar böyle günah çıakrtma seansları bu saatlerde oluyor. evet gençler artık gitme vakti hafiften hafiften rahatsız etmeye başlamışken bikaç şey yazayım isterim. birincisi: yeterli senedir ankarada yaşayan biri olarak söylemeliyim ki harbiden güzel bi şehirmiş : )afyona kıyaslanamaz bile. lakin şöyle bir husus var ki beni benden eder: bu şehir bana büyük arkadaş. evet evet yanlış duymadınız bu şehir bana büyük. bilmem kaç sene olmuş ve artık hazır gitmek için fırsatı da bulmuşken söylüyorum bu şehir bana büyük!! yaşadığım sıkıntıları anlatmaya blog yetmez ki tanıyanlar bilirler pek de pembe panjurlu bi hayatım yoktur :) bu bir di değil mi? ikincisi diğer yazıda :)
31 Ağustos 2009 Pazartesi
giderken...
ben giderken bu şehirden; arkamda kalanlara bakıyorum. kalbim yanıyor. gözlerim doluyor gördüklerimi anlarken. ben giderken bu şehirden; geri döner miyim bilmiyorum ki ne kalacak geri döndüğümde? bilmiyorum... ben giderken; keşke gitmemek için bir sebep olsa diyorum kendime? bulamıyorum... ben giderken yanıma hiçbirşey almıyorum. ben; kalbimi, ruhumu, gözyaşlarımı, gülüşlerimi, herşeyimi burada bırakıyorum...
26 Temmuz 2009 Pazar
umut
solgun yüzü ve huzursuz tavrıyla hiçbir zaman elde edemeyeceği ama hep umut ettiği sevgiliyi bekledi yıllarca. uzun sakalları ona dedesinden mirastı. tıpkı çalıştığı yer gibi. o bir kolleksiyoncuydu ve bütün hayatı babasından kalan o eski işyerini aykata tutmaktı. çevresi pek de geniş olmayan lakin etrafındaki insanlardan saygı gören bir insandı. yaptığı tek iş (belkide yapabileceği başka bir iş olmadığını düşündüğünden) kolleksiyonculuktu. ve bir gün o da diğer masum insanlar gibi rahatsızlandı. rahatsızlığının sebebi tek kötü alışkanlığı olan sigaraydı. tabii bu lafı o adama söyleseniz sizi elinde tuttuğu eski bastonla kovalardı. çünkü onun işinin dışında sevdiği tek şey sigara içmekti. duyduğu hazzı tanımlamak onun açsından basitti.'bunu yaratan insan eminim cennete gidecek' derdi.
artık yaşlıydı ve nefes almakta çektiği güçlük onun sigara içmesine engel değildi. o hala hep beklediği sevdiğinin, ruh eşinin bir gün geleceğine inanıyordu. çevresindeki işyerlerinde yaşayan insanlar artık nefes almanın onun için bir işkence olduğunu anladılar ve bir hastaneye gitmesi yönünde biraz da korkarak ona yardımda bulundular. hastaneler onun pek de sevdiği yerler değillerdi. en son gittiğinde çocuktu ve o hastaneden babasının ölüsüyle çıkmıştı. annesinin ağıtları hala kulağında olan bu adam isteksiz bir şekilde hastaneye gitmeyi kabul etti.
hastaneye vardıklarında hayatın yalnızca eski ve biraz da değerli eşyaları toplayıp onları satmaktan ibaret olamdığını anladı. çeşitli hastalarla karşılaştı yattığı koğuşa benzeyen odada. ve hayatının bunca zaman sakin geçmesinden ötürü duyduğu mutluluk ona güç verdi. yalnızca bir kadına gözü hep takıldı. kendi yaşlarında olduğunu tahmin ettiği bu kadın ayda bir ziyaretçisi olan, sahte gülücüklere alışmış ve o gülücükler gibi sahte gülücüklerle gelen misafirlerini ağırlayan onlara iyi olduğunu ispatlamaya çalışan kendisi gibi yaşlı ama güçlü bir kadındı. birden o kadına derin bir şekilde tutulduğunu farketti. kendisini ilkokulda ilk gördüğü öğretmenine aşık olduğu günkü gibi hissediyordu. zorlukla yatağından kalktı ve bacaklarını sanki hiç kullanmamış gibi hissetmesine rağmen zorlukla kadının yanına gitti. 'nasılsınız güzel bayan?' diye sorduğunda kalbinin ağzından çıkacağını düşündü. hayatında eşya sattığı insanlaarın dışında kimseyle pek konuşmayan bu adam o kadını gördüğü günden beri şiirler yazıyor dedesindne öğrendiği farklı bir dilde şarkılar söylüyor etrafına mutluluk saçıyordu. kadın yavaşça doğruldu ve içten duygularla kendisine sorulduğunu düşündüğü masum soruya aynı masumiyette cevap verdi:
' teşekkür ederim beyefendi iyi olmaya çalışıyorum. siz nasılsınız?' adam bi an cevap veremeden öleceğini düşündü. ve cevap verdi: ' burada beni ziyarete gelen hiç dostum yok. ve size özeniyorum. bunun dışında gerçekten iyiyim.' kadın aldığı cevabın ne kadar acı verici olduğunu anlatmaya çalışırmışcasına yüzün eğdi. 'arkadaşlarınız da mı yok beyefendi?' dedi. ' arkadaşlarımın çoğu işlerinin başındalar ve benim gibi yaşlı bir adamla ilgilenmek istemiyorlar' dedi adam. kadın bunun üzerine: ' arkadaşınız olabilirim hem burada arkadaşlıklar gelip geçici değildir çünkü buradaki arkadaşlıklar son arkadaşlıktır.' dedi.
etrafındakiere anlattığı hikayeler her zaman çocukarın neşe kaynağı olan bir adam zar zor konuşabilmesine rağmen bir gün kendi hayatını soran bir çocuğa döndü ve dedi ki: 'bir gün yaşlanıcaksın küçük dostum. ve hayatında o dönemde bile beklentilerin olacak. sakın beklentilerinden vazgeçme. çünkü o beklentiler seni ayakta tutacak' dedi. çocukların hiçbiri bu laflardan birşey anlamadı. çünkü adam kalbindeki acıyı bastırmayı iyi biliyordu. sevdiği kadına hayatının son günlerinde rastlamış, onunla hayatında yapmadığı kadar güzel sohbetler etmiş, onun ölümünü seyretmiş, ve iyileşmişti. bunların hiçbiri çocuklara anlatılacak türden hikayeler değillerdi.
gözlerini yumduğu o gece birşeylerin normal olmadığını biliyordu. gözlerini açtığında kendisini farklı bir yatakta buldu. karşısında o duruyordu. güldü ve ' merhaba güzel bayan' dedi. ne olduğunu anlayamamıştı. sadece yaşadığı anın tadını çıkartıyordu. ve durumu anladı. 'hoşgeldin. burada seni bekledim. geleceğini biliyordum ve sen beni yanıltmadın. her zaman çok dürüsttün. tekrar hoşgeldin' dedi güzel bayan. ve ekledi: ' seninle çıkacağımız yolculuğun sonu yok sevgilim umutlarımız nihayete erdi ve artık birlikteyiz.'
o sabah eski kolleksiyoncunun kapısı açılmadı...
artık yaşlıydı ve nefes almakta çektiği güçlük onun sigara içmesine engel değildi. o hala hep beklediği sevdiğinin, ruh eşinin bir gün geleceğine inanıyordu. çevresindeki işyerlerinde yaşayan insanlar artık nefes almanın onun için bir işkence olduğunu anladılar ve bir hastaneye gitmesi yönünde biraz da korkarak ona yardımda bulundular. hastaneler onun pek de sevdiği yerler değillerdi. en son gittiğinde çocuktu ve o hastaneden babasının ölüsüyle çıkmıştı. annesinin ağıtları hala kulağında olan bu adam isteksiz bir şekilde hastaneye gitmeyi kabul etti.
hastaneye vardıklarında hayatın yalnızca eski ve biraz da değerli eşyaları toplayıp onları satmaktan ibaret olamdığını anladı. çeşitli hastalarla karşılaştı yattığı koğuşa benzeyen odada. ve hayatının bunca zaman sakin geçmesinden ötürü duyduğu mutluluk ona güç verdi. yalnızca bir kadına gözü hep takıldı. kendi yaşlarında olduğunu tahmin ettiği bu kadın ayda bir ziyaretçisi olan, sahte gülücüklere alışmış ve o gülücükler gibi sahte gülücüklerle gelen misafirlerini ağırlayan onlara iyi olduğunu ispatlamaya çalışan kendisi gibi yaşlı ama güçlü bir kadındı. birden o kadına derin bir şekilde tutulduğunu farketti. kendisini ilkokulda ilk gördüğü öğretmenine aşık olduğu günkü gibi hissediyordu. zorlukla yatağından kalktı ve bacaklarını sanki hiç kullanmamış gibi hissetmesine rağmen zorlukla kadının yanına gitti. 'nasılsınız güzel bayan?' diye sorduğunda kalbinin ağzından çıkacağını düşündü. hayatında eşya sattığı insanlaarın dışında kimseyle pek konuşmayan bu adam o kadını gördüğü günden beri şiirler yazıyor dedesindne öğrendiği farklı bir dilde şarkılar söylüyor etrafına mutluluk saçıyordu. kadın yavaşça doğruldu ve içten duygularla kendisine sorulduğunu düşündüğü masum soruya aynı masumiyette cevap verdi:
' teşekkür ederim beyefendi iyi olmaya çalışıyorum. siz nasılsınız?' adam bi an cevap veremeden öleceğini düşündü. ve cevap verdi: ' burada beni ziyarete gelen hiç dostum yok. ve size özeniyorum. bunun dışında gerçekten iyiyim.' kadın aldığı cevabın ne kadar acı verici olduğunu anlatmaya çalışırmışcasına yüzün eğdi. 'arkadaşlarınız da mı yok beyefendi?' dedi. ' arkadaşlarımın çoğu işlerinin başındalar ve benim gibi yaşlı bir adamla ilgilenmek istemiyorlar' dedi adam. kadın bunun üzerine: ' arkadaşınız olabilirim hem burada arkadaşlıklar gelip geçici değildir çünkü buradaki arkadaşlıklar son arkadaşlıktır.' dedi.
etrafındakiere anlattığı hikayeler her zaman çocukarın neşe kaynağı olan bir adam zar zor konuşabilmesine rağmen bir gün kendi hayatını soran bir çocuğa döndü ve dedi ki: 'bir gün yaşlanıcaksın küçük dostum. ve hayatında o dönemde bile beklentilerin olacak. sakın beklentilerinden vazgeçme. çünkü o beklentiler seni ayakta tutacak' dedi. çocukların hiçbiri bu laflardan birşey anlamadı. çünkü adam kalbindeki acıyı bastırmayı iyi biliyordu. sevdiği kadına hayatının son günlerinde rastlamış, onunla hayatında yapmadığı kadar güzel sohbetler etmiş, onun ölümünü seyretmiş, ve iyileşmişti. bunların hiçbiri çocuklara anlatılacak türden hikayeler değillerdi.
gözlerini yumduğu o gece birşeylerin normal olmadığını biliyordu. gözlerini açtığında kendisini farklı bir yatakta buldu. karşısında o duruyordu. güldü ve ' merhaba güzel bayan' dedi. ne olduğunu anlayamamıştı. sadece yaşadığı anın tadını çıkartıyordu. ve durumu anladı. 'hoşgeldin. burada seni bekledim. geleceğini biliyordum ve sen beni yanıltmadın. her zaman çok dürüsttün. tekrar hoşgeldin' dedi güzel bayan. ve ekledi: ' seninle çıkacağımız yolculuğun sonu yok sevgilim umutlarımız nihayete erdi ve artık birlikteyiz.'
o sabah eski kolleksiyoncunun kapısı açılmadı...
uyku
önceleri yani ben çocukken ya da şöyle söyleyeyim benim fiziki yaşım daha 10 u geçmiyorken annemin direktifleri doğrultusunda yatağa yatar ve bütün gece boyunca sokaktan geçen arabaları sanki evin içinden geçiyorlarmışçasına dinler ver korkardım. sonraları malum bilgisayar internet falan bu (kötü) şeylerin sayesinde uykuyla olan dostuluğumuzun arasına kara kedi girdi. ardından ki bu ardından lafı yaşımın ilk anlattığım olaya göre baya büyüdüğünü vurgulamak için söylendi, artık uyumak gibi bir eylemi unutur olmuştum. ve sonra anladım ki ters giden birşey var ve bende araştırdım. araştırdım çünkü hayati dengelerim tamamiyşe bozulmuştu. ve insomnia denilen bir hastalıkla karşılaştım o gençliğimin ilk yıllarında beni uykudan uzaklaştıran internet belasında bulduğum vikipedi den. aynen yazıyorum:
İnsomnia ya da uyuyamama hastalığı, bir uyuma sorunudur. Uykuya dalamama, ya da gece boyunca sürekli uyuyamama sorunlarını barındırır. Hastalar genel olarak, gözlerini birkaç dakikadan fazla kapalı tutamamaktan ya da yatakta bir o yana bir bu yana dönerek uyuyamamaktan yakınırlar.İnsomnia ayrıca birçok ilacın yan etkisi olarak, stres sebebiyle ya da duygusal, fiziksel ve zihinsel sorunlar doğrultusunda da oluşabilir.
bu yazıyı okuduktan sonra hayatım kaydı sevgili okuyucu. çünkü orada söylenen duygusal fiziksel ve zihinsel sorunların tümünü barındırdığımı düşünüyorum. ve anladım ki harbiden kafayı yemişim. gündelik dertler, geleceği düşünürken oluşan sıkıntılar, geçmişde yaşadığım (ki duyanlar bilir gayet büyüktür) buhranlar vs... bunların hepsi bikaç yazı önce yazdığım sistem olayında da belirttiğim gibi beni ve benim gibileri uykusuzluğa itiyor. ne yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yok ve ben saat sabahın 4 ü olmasına rağmen gündüz vakti olduğumdan daha çok canlıyım şu an. hayat bizi sınamakta dostlarım uyku yok acı çok ama bunlar atlatılamayacak şeyler değil. uyumamak bir hastalıktır ve evet kabul ediyorum ben hastayım...
İnsomnia ya da uyuyamama hastalığı, bir uyuma sorunudur. Uykuya dalamama, ya da gece boyunca sürekli uyuyamama sorunlarını barındırır. Hastalar genel olarak, gözlerini birkaç dakikadan fazla kapalı tutamamaktan ya da yatakta bir o yana bir bu yana dönerek uyuyamamaktan yakınırlar.İnsomnia ayrıca birçok ilacın yan etkisi olarak, stres sebebiyle ya da duygusal, fiziksel ve zihinsel sorunlar doğrultusunda da oluşabilir.
bu yazıyı okuduktan sonra hayatım kaydı sevgili okuyucu. çünkü orada söylenen duygusal fiziksel ve zihinsel sorunların tümünü barındırdığımı düşünüyorum. ve anladım ki harbiden kafayı yemişim. gündelik dertler, geleceği düşünürken oluşan sıkıntılar, geçmişde yaşadığım (ki duyanlar bilir gayet büyüktür) buhranlar vs... bunların hepsi bikaç yazı önce yazdığım sistem olayında da belirttiğim gibi beni ve benim gibileri uykusuzluğa itiyor. ne yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yok ve ben saat sabahın 4 ü olmasına rağmen gündüz vakti olduğumdan daha çok canlıyım şu an. hayat bizi sınamakta dostlarım uyku yok acı çok ama bunlar atlatılamayacak şeyler değil. uyumamak bir hastalıktır ve evet kabul ediyorum ben hastayım...
gök e
"Toprağın kendi karalığı yetmezmiş gibi üzerinde yaşayanlar da gün geçtikçe siyahlaşıyor . Davranışlar , umutlar , sevgiler , aşklar , dostluklar , örümcek ağına takılmış kelebek gibi çırpınıyor kurtulalım derken daha da yapışarak yalana , dolana ...
Amacımızdan sapıyoruz , bir kazık da yandakine atalım diyoruz ki biraz daha öne geçelim . Biraz daha üzelim karşımızdakini de biz mutlu olalım kendi yalanlarımızda yüzerek...
''Ve sen gök bu toprağı mavi renginle kapla . Kapla ki şaşıp yolumuzu bulamadığımızda sana bakıp akıllanalım ." diye başlamak istedim yazıma uzun yıllardır tanıdığım dostuma çok uzaktaymış gibi seslenirken.
Belli ki metro yiyerek geçirdiğimiz günler , ercan'ın önündeki demirlerde oturup lafladığımız saatler , kendini yokluğa bırakıyor fark ettirmeden yavaş yavaş . Yorulmalarımız , artık saatlerce basketbol oynamaktan , gülüp eğlenmekten değil kardeşim .
Biliyorsun ki ve biliyorum ki çizdiğimiz yol gerçekten zor , takılıyoruz hayatlarımızın en güzel yıllarında basit olaylara , belki yokluğu en çok maneviyattan çektik bu sitede , görmeden duymadan.
İkimiz de uyuyamıyoruz . Kapatamıyoruz akıllarımızı hiçliğe , korkmadan adım atamıyoruz bilinmezliğe , hep "ama"lar la dolu cümlelerimiz var . Ama olsun kardeşim gün gelicek biz de dedelerimiz gibi aynı masalarda oturup zamanı gelince hesap vericez isteyene ... (pharmacolor' dan gök e)
Amacımızdan sapıyoruz , bir kazık da yandakine atalım diyoruz ki biraz daha öne geçelim . Biraz daha üzelim karşımızdakini de biz mutlu olalım kendi yalanlarımızda yüzerek...
''Ve sen gök bu toprağı mavi renginle kapla . Kapla ki şaşıp yolumuzu bulamadığımızda sana bakıp akıllanalım ." diye başlamak istedim yazıma uzun yıllardır tanıdığım dostuma çok uzaktaymış gibi seslenirken.
Belli ki metro yiyerek geçirdiğimiz günler , ercan'ın önündeki demirlerde oturup lafladığımız saatler , kendini yokluğa bırakıyor fark ettirmeden yavaş yavaş . Yorulmalarımız , artık saatlerce basketbol oynamaktan , gülüp eğlenmekten değil kardeşim .
Biliyorsun ki ve biliyorum ki çizdiğimiz yol gerçekten zor , takılıyoruz hayatlarımızın en güzel yıllarında basit olaylara , belki yokluğu en çok maneviyattan çektik bu sitede , görmeden duymadan.
İkimiz de uyuyamıyoruz . Kapatamıyoruz akıllarımızı hiçliğe , korkmadan adım atamıyoruz bilinmezliğe , hep "ama"lar la dolu cümlelerimiz var . Ama olsun kardeşim gün gelicek biz de dedelerimiz gibi aynı masalarda oturup zamanı gelince hesap vericez isteyene ... (pharmacolor' dan gök e)
nietzsche üzerine
tahmini olarak söylüyorum bu yazıyı görseydi uzun bıyıklarının altından sağlam bi kahkaha kopartır ve bu saçmalığın kendi felsefesini ne kadar haklı çıkardığını söylerdi. insanoğlunun varoluşunu eriten, basitleştiren ve kötüleştiren bir dünyanın içinde yaşıyoruz. yaptıkarımız, yapmak istediklerimiz, hayallerimiz bütün bunlar bizi kendi içimizdeki insansıdan uzaklaştırıp birer canavara dönüştürüyor. ve biz bundan mutsuzluk duymuyoruz. nasıl duyabiliriz ki? herşey yolundaymış gibi geliyor çünkü. çünkü sistem, ki bu sistem kelimesi tamamiyle bizim uydurduğumuz ve suçu kendi üstümüzden atma ihtiyacından ileri gelen bir kelimedir, bizim bu şekilde düşünmemiz için tasarlanmış. haz alma ihtiyacını üst seviyeye çıakrtıp benliklerimizi varolmayan nesnelere adıyoruz. ve bu bizi manevi anlamda mutlu kılıyor. kimisi tanrıya inanıyor, kimisi inanmıyor, ama neden varolduğumuz konusunda konuşmaya cesaretimiz yok. çünkü bu konuda kounşacak donanıma sahip değiliz. kendi çıkarlarını herşeyin önünde gören, kendisine dokunmayan yılanı dost sayabilen mahlukatlarız. ve ne acıdır ki bunların hepsini o uzun bıyıklı adam bize söylüyor. 'İnsan, diğer insanlardan hiçbir şey istememeye, onlara hep vermeye alıştığı zaman, elinde olmadan soylu davranır.' işte o adamında dediği gibi artık böyle bir soylu insan figürü kalmadı. tanrı öldü derken belki de kastettiği şey de buydu kimbilir? evet tanrı öldü çünkü o kendi yarattığı insanların kendi amacını anlamamasından ötürü öldü. evet o öldü çünkü o böyle bir yaratık yaratmanın verdiği yalnızlığı kaldıramadı. evet o öldü onu biz öldürdük. hazlar sevinçler rahatlıkar bizim amaçlarımızdır. ömürlerimiz boyunca tek arzuladığımız mutluluktur. halbuki biz mutsuzluğun ne olduğunu bilmesek mutlu olmamızın değerini kavrayamayız. ve biz iğrenç mahlukatlar olarak mutsuzluğu yoketmenin yollarını aramaktayız. ve bu yüzdendir ki artık gülmüyoruz. gülsekte bu gülücükler boş gülücükler. bizler birer yanlış anlamayız. bizler birer virüsüz. ve bizler hayatlarımızı kendimiz bitireceğiz. işte o bıyıklı adamın üstinsan diye tabir ettiği virüslerden isteği bu önyargıları bu yanlış anlamaları çözmekti. ve ne yazık ki artık öyle insanlar da kalmadı. tarihin tozlu sayfalarında diğerlerinden hiçbir farkları yokmuşcasına yerlerini aldılar. tanrı ( eğer ben yanılıyorsam ve hala yaşıyorsa) bize yardım etsin. yardım etsin çünkü bize yüklediği, yapmamızı istediği şeylerin altından bizi nsan halimizle kalkamıyoruz...
24 Temmuz 2009 Cuma
son söz
son söz. aslıda ilk olanı. belki hiç varolmayacak, yada sonsuza kadar yok olmayacak olanı.
hayat her zaman karşına çıkardıklarıyla sınar ya insanı, hiç düşündün mü ya karşına çıkan şey aslında hiçbirşeyse? ya da karşına çıkan şeyler bu yazı gibi saçmasapan şeylerse?
düşünmekten yorulursun, yoruldukça anlarsın ki düşünmek aslında seni yoran şey değildir. seni yoran ne düşünüğündür. oysa ki düşünmek bir eylemdir ve eylemler yorar insanı.
işte çelişkinin başlangıç noktası budur. düşünmek mi yorucudur yoksa düşündüğün şey mi seni yorar?
yalnızca böylesine değerli bir soru son söz olabilir. ve aynı zamanda yalnızca bu kadar değerli bir soru aslında ilk olanıdır...
uyursun uyanırsın ve birde bakarsın ki uyumadan önceki seninle uyandıktan sonraki sen arasında dağlar vardır. ve anlarsın ki her yeni gün başka bir insan doğurur bünyesinde. daha yorgun ve daha sağlıksız. daha mutsuz ve daha umutsuz. ve ömür biter birdenbire. sonrası mı? onu kim bilebilir ki?
işte sana son söz: hayatı anlamaya çalışırken batıyorsan bırak öyle kalsın. kaptanı olduğun gemide yalnızsan ne mutlu sana. yok eğer o gemi ağzına kadar insanla doluysa o zmn vay haline!!!
hayat her zaman karşına çıkardıklarıyla sınar ya insanı, hiç düşündün mü ya karşına çıkan şey aslında hiçbirşeyse? ya da karşına çıkan şeyler bu yazı gibi saçmasapan şeylerse?
düşünmekten yorulursun, yoruldukça anlarsın ki düşünmek aslında seni yoran şey değildir. seni yoran ne düşünüğündür. oysa ki düşünmek bir eylemdir ve eylemler yorar insanı.
işte çelişkinin başlangıç noktası budur. düşünmek mi yorucudur yoksa düşündüğün şey mi seni yorar?
yalnızca böylesine değerli bir soru son söz olabilir. ve aynı zamanda yalnızca bu kadar değerli bir soru aslında ilk olanıdır...
uyursun uyanırsın ve birde bakarsın ki uyumadan önceki seninle uyandıktan sonraki sen arasında dağlar vardır. ve anlarsın ki her yeni gün başka bir insan doğurur bünyesinde. daha yorgun ve daha sağlıksız. daha mutsuz ve daha umutsuz. ve ömür biter birdenbire. sonrası mı? onu kim bilebilir ki?
işte sana son söz: hayatı anlamaya çalışırken batıyorsan bırak öyle kalsın. kaptanı olduğun gemide yalnızsan ne mutlu sana. yok eğer o gemi ağzına kadar insanla doluysa o zmn vay haline!!!
22 Temmuz 2009 Çarşamba
geçmiş ve gelecek
(geçmişte güzel anılarımı paylaştığım, halen paylaşıyor olduğum iyi insanlara selam ederim)
ilk güldüğün günü hatırlayabiliyor musun?
ilk ağladığın günü peki?
ilk düştüğün gün aklında mı?
peki ilk hastalandığın gün?
işte benim aziz dostum bunlar geçmiştir.
ne zaman ölüceksin?
ne zaman evleneceksin?
ne zaman evin olucak?
veya ne zaman seveceksin?
işte benim aziz dostum bunlarda gelecektir.
aklındaki soruyu duyar gibiyim. şimdiki zaman neresinde bunların?
aklında kalan herşey şimdiki zamandır benim aziz dostum geçirdiğimiz güzel günler mutluluklarımız hüzünlerimiz hastalıklarımız... hatırladığın ve sende iz bırakmış herşey şimdiki zamandır. unuttukların geçmiş daha yaşamadıkların gelecektir.
ilk güldüğün günü hatırlayabiliyor musun?
ilk ağladığın günü peki?
ilk düştüğün gün aklında mı?
peki ilk hastalandığın gün?
işte benim aziz dostum bunlar geçmiştir.
ne zaman ölüceksin?
ne zaman evleneceksin?
ne zaman evin olucak?
veya ne zaman seveceksin?
işte benim aziz dostum bunlarda gelecektir.
aklındaki soruyu duyar gibiyim. şimdiki zaman neresinde bunların?
aklında kalan herşey şimdiki zamandır benim aziz dostum geçirdiğimiz güzel günler mutluluklarımız hüzünlerimiz hastalıklarımız... hatırladığın ve sende iz bırakmış herşey şimdiki zamandır. unuttukların geçmiş daha yaşamadıkların gelecektir.
yazmak için yazmak...
bu acı neden? nereye gider bu kısa, bi o kadar da uzun ömür? nedir amacımız? bunların hepsinin bilinmezliği yorar adamı. bitirir tüketir ve aslında hiç olmayan bir dünyanın içinde aslında hiç varolmadığını anlarsın. bu sensindir ve aslında senin sen olduğunu anlaman bile bir ömür sürebilir. karın ağrıları, baş ağrıları, kalp yangınları derken birde bakarsın ki hissiyat konusunda sıkıntı yaşıyorsun. çünkü ey salak okuyucu sen ne bok yediğini bilmiyorsun!!! sen ordan oraya dolanan, sürüden ayrılanı kurt kapar mantığıyla içinde bulunduğun boş sürüden hiç ayrılmayan, sahibinin ne olduğunu, neye benzediğini ve neden seni göremediğini sorgulamaya cesareti olmayan bir koyunsun!!! iyi gezmeler benim yaşlı, bi o kadar da genç, zeki ancak yalnızca kendinin bilebileceği bir salaklıkta boğulan kardeşim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)